8 Kasım 2015 Pazar

Mavi

Mavinin en güzel tonunu gökyüzünde görüyordum şimdi de. İçimi huzur kaplıyordu. Ruhumun dinginliği vücudumun acısına galip geliyordu bir kez daha. Zaten alışkanlık olduğu için acımı hissedemiyordum. Hava git gide kararıyor ve mavinin koyu tonu artıyor. Mavinin içinden beyaz noktasal ışık hüzmesi yanıp yanıp sönüyordu. Bunlar yıldızların ta kendisiydi ve birazdan yavaş yavaş belirmeye başlayacaktı. Ayın ışığı da başka bir mavi tonunu oluşturuyordu. Şu an mavinin tüm tonlarına sahiptim. Turkuaz mavisinden deniz mavisine oradan da doğuda oluşan koyu tonlara. Üstelik birazdan mavinin siyaha geçen tonlarını da görecektim. Böylesine bir açık gökyüzüne uzun bir zamandır bakmıyordum. Doğa sevgim her daim vardı. Doğanın bize sunduğu bu renklerin mükemmelliği neden empresyonizm gibi sanat akımlarının ortaya çıktığını bize gösteriyordu. Ve gökyüzünün maviliği ruhumda ayrı bir tat ve zevk oluşturuyordu. Şu an için durumum tam anlamıyla alabildiğine yalnızlık alabildiğine mavilikti. Zaten mavi yalnızlığın rengi değil de nedir?

Gökyüzüne olan bu uzun süreli aşkla bakışımı bir kadın sesi bozmuştu. Kadın bir şeyler söylemişti fakat anlamamıştım. Biraz irkilmiş ve afallamıştım da. Kadına efendim der gibi bir bakış attım. Kadın ince ve güzel sesiyle "Oturabilir miyim ?" dedi eliyle bankın boş kısmını göstererek. Ben de "Tabi ki." demekle yetindim. Bunu söylerken boynumda bir acı hissettim. Bu ne kadar uzun süre gökyüzüne baktığımı anlamama yetti. Fakat işin ilginç yanı kadına sonra göz ucuyla baktığımda onun ne kadar güzel ve genç olduğuydu. Daha sonra göz göze geldik ve gülümsedi ben de gülümseyerek karşılık verdim. Gözlerinin mavi olduğunu görür görmez kadına "Biraz sonra oluşacak." dedim. Kadın biraz şaşırarak "Anlamadım." dedi. Bunu sesli mi söylemiştim farkına bile varamadım. Ben de "Biraz sonra oluşacak dedim. Gözlerinizdeki mavinin aynı tonunu gökyüzünde birazdan göreceksiniz." dedim. Kadın ise biraz afallamıştı. Ne diyeceğini şaşırdı ve biraz tebessüm ederek hiçbir şey diyemedi. Ben de şaşırmıştım doğrusu çünkü kendimden böyle bir şey beklemiyordum. Aslına bakacak olursanız kendim ile olan ilişkim ileride bahsedeceğim gibi hiç öyle bilindik ya da tanıdık bir durum değildi. Kendimden nefret etmezdim ya da kendimi severim demezdim. Veya onunla çok gurur duyduğumu falan dile getirmezdim. Onunla pek fazla konuşmazdım da. Bazen küstüğüm bile oluyor. Ama onunla beraber yaşamak mecburi bir durumdu. Yani anlayacağınız kendime biraz mesafeli davranırdım.